her gün,
göğneğime kan bağlamış çaputlar sarıp,
bir dizeye ahmet erhan’ca;
“biz bu yaşamın neresinde yanıldık” diye diye.
sendeleyen tayların ilk adımlarında gidip geldim,
sana ecelden yakın duramayacağımı anladığım yere.
evim belledim ayın bizi sırtlanlı gecelere dönüştürdüğü yongayı.
giyinip beton armalarımı, beni kıranların gözünde putlaştım.
küçülüp küçülüp ötekileşirken anladım asıl anlamımı.

kafesten ihlalim, gevşemişim gibi patırtılarla kırılan kemik,
ayağa kalkıyorum, üç aşağı beş yukarı linç.
iliğimden boşanan da yok üstelik.
oysa kana kanaya tüketerek içtekini, bir yangına varmak;
kaybetmenin gayba sunduğu acıdan başka bir şey değildi.
oysa sunakta kalan harı bir başkasına açarak, büyütmek içerde acıyı;
biraz durmak için gitmenin tam tersiydi.

bakın bilemiyorum artık, üzerime düşeni sırtlıyorum.
bakın vaziyetinden memnun bir mağduru oynuyorum burada.
burada ben, çünküler, oysalar, keşkeler demekteyim sürekli.
dünya, ince damarlarından gaddarca zerk edilmiyor da,
beni sevgimle överek öldürüyor.
çünkü, yılların el sürmediği yanlarım var,
yaralara karışık bendlerim.
yerinde saymaya inançlıyım, vapurda el sallayamamaya.
çünkü düşman, sayıca üstün
sayıca üstünkörü.

vardım ve baktım;
kimsem kalmamış ben şu köşeden dönerken,
bana insanı anlatmışlar kadar usanmışım.
sözün sularına
ve büyük sessizliğine bir ovanın,
neresine hangi gözle baksam ırağım.
göz göze geleceğim de, müsait misin?

Celal Baran Yıldırım

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CLOSE
CLOSE